|
Genel Hatlarıyla Amerikan Edebiyatı: 1. Bölüm
Amerika’nın İlk ve Kolonileşme Dönemleri
Amerikan edebiyatının kuruluşu, Kızılderili kültürlerine ait mitlerin, efsanelerin, masalların ve liriklerin (genellikle şarkılar) sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla başlar. Yerli Amerikan sözlü geleneği oldukça çeşitlilik gösterir. Kızılderili hikâyeleri, hem maddi hem de manevi anne olarak gördükleri doğaya olan saygıları ile ışıldar. Doğa canlıdır ve manevi güçlerle doludur; ana karakterler genellikle kabile, grup veya bireye ait totemler olan hayvan ve bitkiler olabilir.
Kızılderili kültürünün Amerika’ya olan katkısı sanıldığından daha büyüktür. "canoe," (kano) "tobacco," (tütün) "potato," (patates) "moccasin," (mokasen) "moose," (Amerikan geyiği, mus) "persimmon," (hurma) "raccoon," (rakun) "tomahawk" (savaş baltası) ve "totem" günlük Amerikan İngilizcesinde kullanılan yüzlerce Kızılderili kelimesinden yalnızca birkaçıdır. 8. bölümde ele alınan çağdaş Yerli Amerikan yazınında da muhteşem güzellikte eserler verilmektedir.
Amerika’daki keşfin ilk Avrupalı kaydı İskandinav dilinde yapılmıştır. Old Norse Vinland Saga’da (Eski Norse Dilinde Vinland Sagası), 11. yüzyılın başlarında, serüvenci Leif Eriksson ile bir grup avare Kuzeylinin Amerika'nın kuzeydoğusundaki sahile (Kanada’da bulunan Nova Scotia olması muhtemeldir) kısa süreliğine de olsa yerleşmeleri anlatılır.
Ne var ki, Amerikalıların dünyanın geri kalanıyla bilinen ve öyle olduğuna inanılan ilk teması, ünlü İtalyan kâşif Kristof Kolomb’un İspanya Kraliçesi Isabella tarafından finanse edilen ünlü deniz yolculuğuyla başlar. Kolomb’un 1493 yılında basılan “Epistola” adlı seyir defteri, bu yolculuğun hikâyesini anlatır.
 J.L.G. Ferris’e ait "The First Thanksgiving, 1621,"de (İlk Şükran Günü), Amerika’ya ilk yerleşenlerle Yerli Amerikalıların zengin bir hasadı kutlamaları anlatılıyor. (Kongre Kütüphanesinin İzniyle)
|
Kolonileşme konusundaki ilk İngiliz girişimleri felaketle sonuçlanmıştır. İlk koloni 1585 yılında Roanoke’de, Kuzey Carolina sahiline yakın bir yere kurulmuş; bütün koloniciler yok olmuştur. İkinci koloni biraz daha sürekli sayılırdı: İkinci koloni, 1607’de kurulan Jamestown’dır. Jamestown açlığa, zalimliğe ve kötü yönetime maruz kalmıştır. Gelgelelim, dönemin edebiyatında Amerika, zenginler ve fırsatlar ülkesi olarak parlak renklerle resmedilmektedir. Kolonileşme sürecinin hikâyeleri bütün dünyada meşhur olmuştur.
17. yüzyılda korsanlar, serüvenciler ve kâşifler eşlerini, çocuklarını, çiftlik araçlarını ve zanaatkâr araçlarını da yanlarında getirerek ikinci bir daimi kolonici dalgasının yolunu açmışlardır. Keşfin başındaki edebiyat günlükler, mektuplar, seyahat jurnalleri, seyir defterleri ve kâşiflerin mali destekçilerine verdikleri raporlardan oluşmaktadır. İngiltere nihayet Kuzey Amerika kolonilerini ele geçirdiği için, en çok bilinen ve en çok derlenen koloni edebiyatı İngilizce dilindedir.
Dünya tarihinde, çoğu İngiliz veya Alman kökenli olan Püritenler kadar entelektüel olan bir başka kolonici belki de yoktur. 1630 ile 1690 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin New England (Yeni İngiltere) olarak bilinen kuzeydoğu bölümünde de İngiltere’de olduğu kadar çok üniversite mezunu vardı. Kendi işlerini kendileri yapan ve genellikle kendi kendilerini yetiştiren Püritenler, New England boyunca kolonilerini kurarken, eğitimin Tanrı’nın iradesini anlatmasını ve uygulamasını istiyorlardı.
Püriten edebiyat biçimleri karmaşık metafizik şiirden sade jurnallere ve çarpıcı bir titizlikle hazırlanmış dini tarihe kadar büyük çeşitlilik göstermektedir. Biçim veya tür ne olursa olsun, Püriten edebiyatında daima işlenen belirli temalar vardır. Hayat bir sınav olarak görülür ve bu sınavdaki başarısızlık kişiyi ebedi lanet ve cehennem ateşine, başarı ise mukaddes mutluluğa götürür. Bu dünya, Tanrı’nın güçleri ile insanoğlunun karşısına çeşitli kılıklarda çıkan bir düşman olan Şeytanın güçleri arasında durmaksızın devam eden bir savaşın verildiği arenadır.
Akademisyenler uzun süre Püritenlik ile kapitalizm arasındaki bağlantıya dikkat çekmişlerdir: Her ikisi de hırsa, çok çalışmaya ve başarı için bütün güçlerini sarf etmeye dayanmaktadır. Püritenler birey olarak “kurtulanlardan” olduklarını veya cennete gidecek olan seçilmişler arasında olup olmadıklarını bilemezler; ancak dünyada kazanılan başarının seçilme belirtisi olduğuna inanma eğilimindedirler. Zenginlik ve statü sadece kendileri için aradıkları değerler değildir; bunlar aynı zamanda manevi sağlığın ve ebedi hayatın güvenceleridir.
Üstelik, hayırseverlik kavramı başarıyı getirir. Püritenler kendi işlerini büyütüp toplumun refahını sağlamakla, aynı zamanda Tanrı’nın planlarını da uyguladıklarını düşünürler. Yazın, inanç ve yönetimin en önemli modeli, onaylı çevirisiyle var olan İncil idi. İncil’in bu denli eski oluşu, onu Püritenlerin gözünde daha otoriter kılıyordu.
1600’lü yıllardan 1700’lü yıllara gidilirken, Püritenlerin hoşgörü dalgasını durdurmak için gösterdikleri düzensiz ama katı çabalara rağmen, dini dogmatizm giderek çözülmüştür. Amerikan kolonilerinde giderek büyüyen hoşgörü ve dini özgürlük ruhu ilk kez Rhode Island ve Quaker’ların yurdu olan Pennsylvania’da ortaya çıkmıştır. Hümanist ve hoşgörülü bir Protestan tarikatı olan Quaker’lar veya bilinen adlarıyla “Dostlar”, şahsi vicdanın kutsallığının toplum düzeni ve ahlakının asıl kaynağı olduğuna inanıyorlardı. Evrensel sevgi ve kardeşliğe ilişkin radikal Quaker inancı, bu tarikatı son derece demokratik yapmış ve dogmatik dini otoritenin muhalifi haline getirmiştir. Etkilerinden korkulduğu için katı Massachusetts’ten sürülen Quaker’lar, 1681 yılında, William Penn’in önderliğinde son derece başarılı bir koloni olan Pennsylvania’yı kurmuşlardır.
İleri>>> 2. Bölüm Demokratik Kökenler ve Devrim Sonrası Yazarları
|