|
Genel Hatlarıyla Amerikan Edebiyatı: 4. Bölüm
Romantik Dönem, Kurgu
Walt Whitman, Herman Melville ve Emily Dickinson, tıpkı çağdaşları Nathaniel Hawthorne and Edgar Allen Poe gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ilk büyük edebiyat neslinin temsilcileridir. Kurgu yazarları söz konusu olduğunda, Romantik akım kendini romanın yüksek, duygusal ve sembolik biçimi olan “Romans” şeklinde göstermiştir (“Romans” tanımı Hawthorne tarafından yapılmıştır). Hawthorne’un tanımladığı üzere, Romanslar aşk hikâyeleri değil, karmaşık ve ince anlamları ifade etmek için özel tekniklerin kullanıldığı ciddi romanlardır.
Çoğu İngiliz veya Avrupalı yazarların aksine, Hawthorne, Melville ve Poe ince ayrıntılarla gerçekçi karakterleri tasvir etmek yerine, gerçek hayatta rastlanmayacak, büyük bir efsanevi önem taşıyan kahramanlar yaratmışlardır. Amerikan Romanslarının baş kahramanları genel itibarıyla sıra dışı, topluma yabancılaşmış bireylerdir. Hawthorne'un Arthur Dimmesdale’ı veya The Scarlet Letter’daki kahramanı Hester Prynne, Melville'in Moby-Dick’teki Ahab’ı ve Poe’nun masallarındaki çok sayıda dışlanmış ve saplantılı karakterler, gizemli bir şekilde bilinçaltlarının derinliklerinden çıkan bilinmeyen, tekinsiz kaderleriyle yüzleşen yalnız kahramanlardır. Bu romanslardaki sembolik olay örgüleri ızdırap içinde kıvranan bir ruhun bastırılmış eylemlerini ortaya çıkarır. Ruhun gizli köşelerine doğru yapılan bu kurgusal keşif yolculuğunun nedenlerinden biri, zamanın yerleşmiş toplumundaki eksiklik duygusuydu. Jane Austen, Charles Dickens (büyük yazar), Anthony Trollope, George Eliot, William Thackeray gibi İngiliz romancıları karmaşık, düşüncelerin ifade edilebildiği geleneksel bir toplumda yaşamışlar ve okurlarıyla gerçekçi kurgularını tanıtan tutumları paylaşmışlardı.
Amerikalı romancılar ise mücadele ve devrimle dolu bir tarihle, vahşi bir coğrafyayla ve değişken, sınıfsız denebilecek bir toplumla karşılaşmışlardır. İngiliz romanlarının çoğunda ekonomik ve toplumsal merdiveni tırmanan yoksul bir ana karakter olur; bu karakterler genellikle iyi bir evlilik yaparak veya soylu bir geçmişten geldiklerini keşfederek sınıf atlarlar. Ne var ki bu olay örgüsü İngiltere’nin aristokrat toplum yapısını tehdit etmez. Aksine, bu yapıyı onaylar. Ana kahramanın bu yükselişi, o günlerin İngiltere’sinde yaşayan ve çoğu orta sınıfa ait okurun bir bakıma hayallerini gerçekleştirir.
Oysa Amerikan romancılar kendi malzemelerini kullanmak zorundaydılar. Farklı diller konuşan ve tuhaf, inceliksiz bir yaşam süren göçmenlerden oluşan sürekli devinim içindeki nüfusuyla Amerika, bir bakıma tanımı yapılmamış bir ülkeydi. Dolayısıyla, Amerikan hikâyesindeki ana kahraman Melville'in Typee’sinde olduğu gibi kendini yamyam kabilelerin arasında tek başına bulabilir, James Fenimore Cooper'ın Leatherstocking’inde olduğu gibi vahşi yaşamı keşfe çıkabilir, Poe’nun yalnız bireyleri gibi mezardan yalnız görüntülere tanık olabilir veya Hawthorne'un Young Goodman Brown’ında (Genç Dost Brown) olduğu gibi ormanda yürüyen şeytanla karşılaşabilir. Esas itibarıyla Amerikan kurgularındaki bütün başkahramanlar "yalnız"dır. Demokrat Amerikalı birey kendi kimliğini yaratmak zorundaydı. Aynı şekilde, ciddi Amerikan romancısı da yeni biçimler yaratmak zorundaydı: Böylece Melville'in Moby-Dick adlı benzersiz roman biçimi ile Poe'nun rüya gibi, sayıklamaya benzeyen Narrative of Arthur Gordon Pym (Arthur Gordon Pym’in Öyküsü)’i ortaya çıkmıştır.
 Herman Melville (Harvard College Kütüphanesinin İzniyle)
|
Herman Melville (1819-1891)
Herman Melville, babanın ölümünden sonra birden yoksul düşen köklü ve zengin bir aileden gelir. Melville yetiştirilme şekline, aile geleneklerine ve çok çalışmasına karşın okul eğitimi almamıştır. 19 yaşında denize açılır. Kendi denizcilik deneyiminden sonra denizcilerin yaşamına duyduğu ilgi doğal olarak giderek artar ve ilk romanlarının çoğunu kendi deniz yolculuklarına dayanarak yazar. İlk kitabı Typee, Güney Pasifik’te bulunan Polinezya Adaları’nda yaşayan insanlar arasında geçirdiği zamanı anlatır.
Moby-Dick veya diğer adıyla Balina, Melville'in başyapıtıdır; roman Pequod adlı balina avcısı gemisi ile geminin kaptanı Ahab’ı konu alır; Ahab’ın Moby-Dick adlı beyaz balinayı bulma saplantısı geminin ve içindekilerin yok olmasına neden olur. Bu eser görünüşte gerçekçi bir macera romanıdır; insanın durumu hakkında derin düşünceler içerir.
Roman boyunca işlenen balina avcılığı, insanoğlunun bilgi arayışını simgeleyen harika bir benzetmedir. Ahab’ın arayışının felsefi olmasının yanı sıra trajik bir boyutu da vardır. Ahab bütün kahramanlığına rağmen sonunda yok olur ve belki de lanetlenir. Doğa ise ne kadar güzel olursa olsun yabancı olmaya ve ölümcül tehlikeler barındırmaya devam eder. Melville Moby-Dick’te Emerson'ın insanın doğayı anlayabileceğine ilişkin iyimser düşüncesine meydan okur. Büyük beyaz balina Moby Dick, tıpkı Ahab’ın aklını çelmesi gibi bütün romanı kaplayan esrarengiz, kozmik bir varlıktır. Balina ve balinacılık hakkındaki gerçekler Moby Dick’i açıklayamaz; aksine bu gerçekler de sembollere dönüşür. Melville’in gerçekleri biriktirmesinin ardında mistik bir görüntü vardır; ancak bu görüntünün iyi veya kötü mü, insana ait mi yoksa insan dışı bir şey mi olduğu açıklanmaz.
Ahab kesin bilgilerden oluşan yiğitçe ve sonsuz bir yaşam hayal etmekte ısrarlıdır. Bilgeliğe yakışmayacak bir biçimde bitmiş bir “metin”, bir cevap ister. Ancak roman bitmiş metnin olmayacağı gibi, belki de ölümden başka nihai bir cevabın olmadığını da gösterir. Roman boyunca belirli edebi göndermeler yapılır. Eski Ahit’te bir kralın adı olan Ahab, Faust gibi bütün, tanrı seviyesinde bilgi ister. Sofokles’in oyununda yanlış bilginin bedelini trajik biçimde ödeyen Oedipus gibi Ahab da ölmeden önce kör olur.
Ahab'ın gemisi Pequod adını yok olmuş bir New England Kızılderili kabilesinden alır; dolayısıyla gemi de bu kabile gibi yok olacaktır. Balina avcılığı özellikle New England’da önemli bir endüstri dalıdır: Özellikle lambalar için enerji kaynağı olarak balina yağı tedarik eder. Dolayısıyla balina mecazi olarak evrene “ışık yayar”. Kitabın tarihi bir boyutu da vardır. Balina avcılığı doğası gereği genişlemeyi gerektirir ve Amerikalıların tarihi "manifest destiny” (tanrının öngördüğü, yazılmış olan) fikriyle bağlantılıdır; bu fikre göre Amerikalıların balina aramak için gemiyle dünyayı gezmeleri gerekmektedir (hatta Hawaii eyaletinin Amerikan egemen altına girmesinin nedeni, bu eyaletin Amerikan balina avcılığı gemilerinin yakıt ikmalinin yapılmasında kullanılmasıdır). Pequod'un tayfaları bütün ırkları temsil eder ve çeşitli dinlere mensuptur; bu da Amerika’nın evrensel bir ülke, bütün çeşitliliklerin eridiği bir pota olduğunu gösterir.. Ahab son olarak demokrat Amerikan bireyciliğinin trajik versiyonunu temsil eder. Bir birey olarak saygınlığını gösterir ve evrenin amansız dış güçlerine meydan okumaya cüret eder.
İleri>>> 5. Bölüm Gerçekçilik Akımının Doğuşu
|